Kategori: Yazılar
2 Tem 2009 
Bilenler bilir bir Yeni Foça vardır, bir de Eski. Benim zamanımı geçirdiğim çocukluğumun ikameti tek Foça yeni olandı. İsmini foklardan alan ama aslında foklarla hiç alakası olmayan bu mekanın benim için bu denli önemli olduğunu geç anladım. Hani parmaklarının değerini parmakları kopunca anlayan bir adam vardır ya ben de onun gibiyim.
Bizim oraların zeytini meşhurdur. Kökeni yüz yılı aşkındır. Onları dikenler çoktan toprak olup zeytinin kanına karıştılar belkide. Yazın illet sıcağında kendinizi bir zeytinin serin gölgesine attığınızda yaşadığınız ferahlık içinizi titretir. O an orada o zeytinin altında olduğunuz için orada olamayanlar yerine de gölgede uzanırsınız. Zaten Foça iki şeyden ibarettir; deniz ve zeytin.
On gün önce kısacık ömrümün neredeyse tamamına tanıklık eden Foça’da yangın haberini aldım. Foça’dan 500 km uzakta yapılacak tek şey haberlerle yetinmek olduğu için gözümü kulağımı medyadan ayırmadım. Yangının hala söndürülemediğini söyleyen haberleri gözümden yaşlar gelerek izledim.
Telefonla orada bulunduğunu bildiğim kişileri aradığımda seslerindeki karamsarlık ve benim Foça’ya uzaklığım olayı kabusa dönüştürdü. Kardeşim bana her zaman köküne uzandığım, salıncak kurduğum zeytinlerin yandığını söyledi. O anda seçme şansım olsa ve bir saniyede bir yere beni götüreceklerini söyleseler, ne piramitleri seçerdim, ne Niagara’yı, ne de Nou Camp’ı. O anda yıllarca burun kıvırarak giderken surat yaptığım Foça’da olup da bir kova su atamadığım için kendimi lanetledim. Ama tıpkı zeytinin gölgesinde oturanlar oturamayanlar için de otururlardı ya, işte orada olanlar olamayanlar yerine de kovalarını, küreklerini, bedenlerini siper ettiler.
İnsanoğlu gamsız, yaşı binleri almasına rağmen halen toy. Sana karşı yaptıklarım için, yapamadıklarım için üzgünüm Foça’m. Şimdi senin için gereken her ne ise onu yapmaya hazırım.
Kategori: Fotoğraflarım
30 Haz 2009Son İstanbul fotoğraf gezimden seçtiğim en güzel üç fotoğrafı paylaşmak istedim. Üçü de HDR teknolojisiyle çekilmese de o teknolojiyle bu hale geldiler. Galata Kulesi’nden, Sultanahmet’ten ve Çiçek Pasajı’ndan bu üç karenin içinde en hoşuma giden ise Çiçek Pasajı oldu. Bu mekanı böyle boş görmek insanı biraz burkuyor belki ondandır…
Bütün çektiğim fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.
Kategori: Wordpress
30 Haz 2009
Wordpress’in son sürümü 2.8 ile birlikte eklenti ve tema sorunları da yavaş yavaş çıkmaya başladı. Bu problemlerden birisini Option Theme ile yaşadım. Hata şu şekilde beliriyor:
Fatal error: Cannot use object of type WP_Error as array
İnternette araştırdığımda direk olarak sorunun çözümüne karşı yazılmış bir şey yoktu, ben de burada çözümü belirteyim dedim.
option/app/options.php dosyasının içindeki 9. satırı bulup şu değişikliği yapmamız gerekiyor:
$all_cats = get_all_category_ids();
yerine
$all_cats = (array)get_all_category_ids();
satırı eklenmeli. Bu değişiliğin ardından problem çözülüyor ve tema çalışıyor.
Some errors occurs with the last Wordpress version 2.8. I encountered one of that problems which is Option Theme problem. That was shown like this:
Fatal error: Cannot use object of type WP_Error as array
I googled that but it’s not satisfied me, there wasn’t a good post on the internet or i couldnt find i dont know. So i decided to write it down here, my page. And here we go:
We have to find option/app/options.php file and 9. line, change:
$all_cats = get_all_category_ids();
with this;
$all_cats = (array)get_all_category_ids();
After that changing probably your error gonna go. If there will be any problem you send comment and let me know this.
Kategori: Yazılar
30 Haz 2009
Mayıs ayı itibariyle cagdaspolat.com 20. ayını kutladı. Çok önemli olmayan bu bilginin ardından güncellemeler hakkında bilgi vereyim:
- Listler kısmı güncellendi: Ölmeden önce yapılacaklar listesinde yeşillenenler oldu. Galata Kulesi’ne çıkışımla, 75 metreden bungy jumping ve parasailing yapmamla birlikte listenin biraz azalacağını düşünmüştüm ama malum insan doymuyor. Deniz Gezmiş’in mezarını görmek, Niagara Şelaleleri’ni görmek gibi bazı yeni maddeler ekledim.
- galeri.cagdaspolat.com güncellendi: Galata’ya çıkışımla beraber İstanbul’da ve Zonguldak’ta çektiğim resimleri galeri.cagdaspolat.com‘a attım.
- Flickr’a yeni fotoğrafları ekledim: Malum uzun süredir bir Flickr hesabım var. Bu hesaba ekledim son üç fotoğrafı sitenin sağ kanadında da görebiliyorsunuz zaten. İşte yine Zonguldak ve İstanbul resimlerini Flickr’a da yükledim. Fotoğrafı biraz boşlamıştık, yeniden sarılınca ki bu mevsim hep yaza denk gelir güncellemekte fayda var.
- Wordpress 2.8.1′e güncellendi: Tabi ki sistemi sürekli güncel tutmakta fayda var. Sayfa, script düzenlemelerinde güzellikler sağlanmış bu versiyonda. Kaydetme kısımlarında yapılan uygulamanın hoşuma gitmediğini söylemem lazım, belki de alışmadım. Kaydet’e bastıktan sonra insan bir atraksiyon bekliyor, sanırım bu olayı ilerleyen versiyonlarda hale yola koyacakladır.
- Etiket bulutu: Erinç Abey’in tavsiyesiyle etiket bulutunu flash hale getirdim. Bu özellik için ayrıca wp-cumulus eklentisine teşekkür ediyorum. Siteye ayrı bir hava kattığını söyleyebilirim.
Kategori: Beşiktaş
30 Haz 2009
Resim İngiltere’de çekilmiş. Michael Jackson’un ölümünün ardından hatıra duvarına yazı yazanlar arasında ÇARŞI da var. "Çarşı loves M.J." yazarak Çarşı’nın her yerde olduğunu bize anlatan bu hüzünlü İngiliz kadın polis, siyah-beyaz fularıyla ve şapkasıyla durumu güzel uyum sağlamış.
Kategori: Yazılar
25 Haz 2009
Evet yukardaki benim, daha doğrusu benim karikatürüm. Bana yüzde yüz benmese de çok beğendim ben karikatür beni.
Facebook’ta bir vesileyle tanıştığım Gökhan Sav arkadaşım karikatüristmiş. Sipariş üzerine insanların karikatürlerini yaparak para kazanıyormuş bu genç yaştaki adam. Ben tabi sipariş verip yaptırmadım. Benim "gerek yok, teşekkür ederim" dememe rağmen sağolsun uğraşmış yapmış, hem de bir karşılık beklemeden. Ne diyim belki dünya için değil ama benim için büyük iş yaptı. Teşekkürler Gökhan. Gökhan’ın Facebook grubu burda. İlgilenen olursa buradan ulaşıp yaptırabilyor kendisine.
Kendi karikatürümü ilk gördüğümde 5 dakika kadar güldüm sanırım. Çok beğendim. İnsanın bu şekilde tasfir edilmesi ne de hoş bir şeymiş. Özellikle abartılmış havası beni öldürdü gülmekten. Karikatür ben yetmiyormuş gibi bir de kepçe kulaklı ben…
Kategori: Oradaydım
20 Haz 2009
Dört sene boyunca yaz okullarıyla birlikte dolu dolu okuduğum(toplam 12 dönem) okuldan artık ayrılma vakti geldi. Okul hayatımı, özellikle de 2004 ve 2005′in önemli kısmını üniversiteye girmek için uğraştığımı düşünürsek, kişisel anlamda üniversiteden mezun olmak önemli bir olay. Ancak her sene binlerce gencin mezun olup da çuval gibi ortada kaldıklarını görünce çok önemli bir olay değil. İşte bu paradoks mezuniyet törenine kararsız ve tutarsız bakmamı sağladı. Örneğin ailemin bunun için gelmesi benim adıma önemli değildi. Onları yaptığım her şeyde, iyide, kötüde, bile bile yaptığım bir hatada, yolculuklarda, gururda, utançta hep yanımda hissettiğim
için gerçekten önemi yoktu. Onlar için önemini bildiğimden yanımda olmalarını istedim ancak törene çok kısa bir süre kala programdan haberim olduğu için gelmeleri yalan oldu.
Evet dedim ya dört sene ve bitti. Artık hayat geldi çattı kapıya. Bir süre daha gerçeklerden kaçmak için çaba sarfedeceğim ama gerçekle yüz yüze gelmek tuhaf bir duygu. İlkokul bire başladığım günden bugüne bunun için çabaladığımı düşününce içim hala tuhaf oluyor. Ama resimlerde görüleceği Sakarya Atatürk Stadı’nda olan mezuniyette 4000 kepli mezun öğrenci, 13000 veli olunca durum biraz komediye dönüşüyor. Bu yüzden statta yapılan mezuniyete katılmayı istemiyordum, kararımı değiştiren arkadaşlarımın varlığı oldu, sırf arkadaşlarımla son eğlenceli zamanları geçirmek için teşrif ettim bir bakıma.
İlkokul mezuniyeti, lise mezuniyeti gibi bu da çileye dönüştü. Rektör Mehmet Durman’ın yaptığı yarım saatlik konuşma çilenin diğer adıydı. Bunun yanısıra çimlerin üzerinde hayatımda çektirmediğim kadar fotoğraf çektirdim. Toplam 20 makinayle çekilmiş 300 tane pozum var neredeyse. Hal böyle olunca çileye daha fazla katlanmanın gereksiz olduğunu düşünerek bölüm birincimizi alkışlarla
sahneye gönderdikten sonra, törenden tıpkı lisedeki bayrak törenlerinde, bayram kutlamalarında sıvıştığımız gibi buhar olduk. Geceyi dört senenin geyiğinin yapıldığı, geleceğin konuşuluğu bir pubta arpa sularımızı yudumdıktan sonra bitirdik.
Okul denilen şey sadece bir zorunluluk, ki buna üniversite de dahildir. Önemli olan hayattaki birikimlerdir. E kim benim birikimime madalya, ödül, diploma, sertifika verebilir? Ben henüz damla bile olmadığımı bildikten sonra kimin bana ne verdiğinin ne önemi var? Bu yaşanması zorunlu olan periyodu arkamda bıraktığım için mutluyum, önümdeki yeni oradaydımlara bakacağım.
Kategori: Yazılar
10 Haz 2009Gerçekten ne kadar zor bir dönem olduğunu hatırlıyorum da ÖSS’nin. Şimdi sınavın ismi ne tam olarak bilmiyorum. ÖSYM gibi bir şey olması lazım. Önce seçim, sonra yerleştiriyorlar malum. Malum parası olanın okuduğu ülkede yaşıyoruz. Ben söylemiyorum istatistikler söylüyor. Paran varsa ne rahat bu ülkede.
Ama komple uyuz olduğum bu sınav sisteminin dışında, uyuz olduğum türlü türlü şeyler var. Mesela
1- NTV ve CNBC’deki şu peruklu eğitim programı yapan adam, muhtemelen Final Dergisi Dershanesi’nden bir kaç hocayı çıkaracak. Yine Final’den seçilmiş 1-2 öğrenciyi ekranda konuşturacaklar. Çocukların diyecekleri şey belli zaten;
- Vallaha sorular kolaydı. Özellikle tarih, matematik, biyoloji ve felsefe herkesin yapabileceği türdendi.
Sen hem tarihi, hem biyoloji hem de felsefeyi nasıl yapacan bir kere? Peki belki biyolojide zorlandım ben. Ya da Türkiye’nin biyoloji ortalaması kaçtır bilen var mı? Salla babam salla. Oraya asosyal, hayattan koparılmış, deyinleştirilmiş, sistemli olarak göte çevrilmiş gençleri oraya çıkartıp konuşturuyorlar. Bi kere o elemanları öyle direk doğaya salmamak gerek, alıştıra alıştıra güncel hayata ısıtılmalılar. Çok ağır konuştuğumu düşünenler varsa hemen bir örnek vereyim.
18-19 yaşlarında oğlan ya da kız bir öğrenci düşünelim. Bu adamlar ergenlik dönemindeler hala. Karşı cinsle münasebetleri o yaşlarda çok önemli. Pasif olan pısırık, aktif olan iflah olmaz olur. Bu yaştaki gençlere nasıl "kız arkadaşınız ol-ma-ya-cak" denilebilir. Tamam "hayatın bir yılını çöpe atsan, geleceğine yatırım yapsan ne olacak ki?" de, olacak şey var olmayacak şey var. Hem ergenlik diyoruz, yasak olan şeylerin en çok istendiği dönemden bahsediyoruz. ÖSS’ye kadar kızlarla diyalog bile kurmayan oğlanlar, ÖSS’den sonra gelsin Haticeler gitsin Şükufeler(Hep Ebrular, Gamzeler mi olacak) olacak sanıyorlar. Sonra yazın kimse yüzüne bile bakmayınca veya gereksiz aktif olup boşboğazlık yapınca güvenleri gidiyor.
Daha bitmedi. NTV’ye çıkan çocuklar çok güzel matematik çözer, türkçe yapar, felsefeyi hiç kaçırmaz, muhtemelen genel kültürleri de iyidir. Dershane onlara kral gibi baktığından kendilerini dünyanın kralı sanarlar. Çünkü bu adamlar 180 tane soruda ancak 2 tane yanlış yapıyorlar. Hayatta da öyle olacaklarını sanarlar ama evden çıktıktan sonra hayat öğle değildir ki. Kendini aslan kral sanan bu insanlar tercihlerde en çok hata yapanlardır. Bilgisayar’a çok yatkın olmasına rağmen tıpa girenler, sırf Boğaziçi’ne girmek için girenler sonra İstanbul’dan nefret edenler; ne ararsanız var bu skalada. Kimi de ilgi manyağı olur ki sonları çok acı olur.
Çok dolmuşum bu konuda şimdi kesmezsem bir iki sayfa daha yazacağım, en iyi bağlayayım. Bizim ülkede öyle olmasa bile her insan değerlidir. Hepsinin zekası aynı seviyede değildir, bu da muhtemeldir ama hepsi değerlidir. Kimsenin şüphesi olmasın.
Son Yorumlar